Amerikalı yazar Morgan Robertson 1898 yılında Titan’ın Batışı isimli bir kitap yayınladı. Kitap ilk yayımlandığında sıradan bir roman olarak uzun yıllar raflarda kaldı. Kitapta Titan isimli bir geminin hikayesi anlatılır. Hikaye dönemin en büyük, en lüks ve mühendislik harikası olarak görülen ve hatta batırılamaz olarak görülen Titan gemisinin Atlantik’te bir Nisan gecesi buz dağına çarpıp batışını ve binlerce insanın ölümünü konu alır.
Görüldüğü gibi sıradan denebilecek bir hikayeye sahip bu roman aslında yıllar sonra yaşanacak Titanik Kazası ile ilgili son derece ilginç tesadüfler içeriyordu.
Roman ile Gerçek Titanik Benzerlikleri Nelerdir?
Romandaki olaylar ile gerçek kaza arasında inanması güç benzerlikler bulunmaktaydı. Her iki gemi de yaklaşık olarak 250 metre uzunluğundaydı. Her iki gemi de üç pervanelidir ve buzdağına çarptıkları an yol aldıkları hızlar neredeyse 25 knottur. En ilginç benzerliklerden biri ise her iki geminin de 2000’den fazla yolcu taşımasına rağmen asla batmayacak olduğunun düşünülmesidir.
Bu sebepten dolayı romanda ve gerçek hayatta gemide çok az sayıda filika bulundurmasıydı. Kitapdaki filika sayısı 24 iken Titanik’te 20 filika bulunuyordu. Benzerlikler bununla da sınırlı kalmıyor. Çarpışma anı bile birebir aynıdır. İki gemi de buzdağına sancak tarafından çarpmış ve çok az kişi hayatta kalabilmiştir.
Roman 15 Nisan 1912 tarihine kadar sıradan bir kitaptı. Ancak Titanik kazası sonrası, birçok insan kitabı merakla okuyacak ve inanılmaz benzerlikleri görünce şaşıracaklardı. Hatta kimi insan bunun bir kehanet olduğunu öne sürecekti.
Peki Kaza Nasıl Öngörüldü?
Popüler kültürde bu olay doğaüstü kehanet olarak yorumlansa da işin aslı daha akla uygun ve trajiktir. Eski bir denizci olan Morgan Robertson, 19. yüzyılın sonunda gemicilik sektöründeki tehlikeli gidişatı görmüştür. Firmalar devasa çelik gemiler yapıyor ve özellikle bahar aylarında buz dağı riskinin zirve yaptığı atlantik rotasında hız rekorları kırmaya çalışıyordu.
Ayrıca dönemin yasal zorunlulukları modern gemilerin filika ihtiyacını belirlemekten uzaktı. Bu sebepten dolayı yetersiz filikaya sahip gemiler üretiliyordu.
Popüler kültürde oluşturulan algının aksine kitabın yazarı Robertson geleceği görmemişti. Yalnızca kontrolsüz teknoloji kullanımının, hırsın ve kibrin sonucunu yazmıştı. Kendisine kahin diyen görüşleri kesin bir dille reddetmişti. Yaptığı şey yalnızca denizcilik tecrübelerine dayanarak yaşanabilecek en kötü durumu yazıya dökmekti. İşin en acı yanı ise sektördeki kimse bu uyarıları ciddiye almadı ve 1912 yılında Titanik kazası yaşandı.

