Her birinin öyküsü ayrı ama sonuç aynı. Sultan Özcan, Elvan Abla, Perihan Abla. Soyadlarının aslında hiçbir önemi yok. Yüzlerine, gözlerinin içine baktığınızda o kadınlar yüzünde yer alan coğrafyayı çok net olarak göreceksiniz. Yaralı ve bir aşkın değişik biçimlerde yok ettiği kadınlar. Şair Nazım Hikmet Ran tarafından da ifade edildiği gibi Bizim Kadınlarımız.
Şimdi nafile gözyaşları biliyorum ama yine de adlarını yazmak gerekir bir yere. Unutulmamayı fazlası ile hak ediyorlar. Aslında yaşarken çok daha fazlasını da hak ediyorlar ama biz işte, kendimizle o kadar meşgulüz ki birini gerçekten dinlemeye ne sabrımız var ne de aslında isteğimiz.
Sultan Özcan Nam-ı Diğer Kırmızılı Kadın
Aslında güzel başlayan bir öykünün sonu nasıl böyle trajik bitiyor bunu anlamakta zorlanıyor insan. Birçok insan Sultan Özcan ismini zaten biliyor. NTV kanalında yayınlanan Empati programında kendisine yer verilmişti ama şimdi biraz daha bilmeyenlerin olabileceğini göz önüne alarak bilgi verelim.
Kendisi Aksaray’ın Ortaköy ilçesinin bir yöresinden. Aşık olduğu adam ile 14 yaşında evleniyor ve çok mutlu. Lakin her şey böyle güllük gülistanlık gitmiyor. Bir süre sonra çocuğu olmadığı için şiddet görmeye başlıyor ve eşi terk ediyor. Aradan yıllar geçiyor, adam evleniyor, çocukları oluyor.
Eşinden ayrıldıktan sonra annesi ile yaşamaya başlayan Sultan Özcan, annesinin vefatı ile giderek akli dengesini yitiriyor ve Konya’da kardeşinin yanında yaşamaya başlıyor. Eşinin kırmızılı bir Kürt kadınını beğenmesinden yola çıkarak kırmızı giyiniyor ve her şeyi kırmızı renginde oluyor.
Elvan Abla
Tıpkı Sultan Özcan gibi Elvan Abla da Aksaray kentinden. İhanetin dibini görmüştü ve görüp bu hale gelmişti. Bizim Elvan abla ile inanılmaz bir bağımız vardı. Hiçbir zaman başına ne geldiğini sormadım ama öğrendim elbette. Uçan kuştan korkan benim için Elvan Abla’nın benden sigara istemesi beni ciddiye alması demekti ki bu acayip bir onurdu benim için. Gidene kadar sürdü bağımız. Oysa ne özel bir kadındı. Onu bu sokaklarda çok özlüyorum. Çok gerçekti. Çok insandı.
Papatyalara Hiç Dokunmadık Perihan Pulat
Bildiğim en önemli looser hikayelerindendir Perihan ablanın hayatı. Nasıl Sultan Özcan Konya’nın, nasıl Elvan abla Aksaray’ın sokaklarının olmazsa olması ise Perihan Abla’da Ankara Kızılay Yüksel caddesinin kıymetlisidir. Emekli bir hakimdir. Yıllarca eşine bakmış, iyi eğitimli, donanımlı bir kadındır.
Çocuğu onun da yoktur ama hepimiz çocukları olduk. Evladı gibi sarıp sarmaladı bizi. Bir de kulağının arkasına beyaz saçları arasına kondurduğu papatyalar vardı. Gidişinden sonra hiç dokunmadık papatyalara. Taktık takıştırdık onun gibi ama asla onun yüreğine inancına sahip olamadık biliyoruz.
Ve bir başka öykü. Fethiye’de bir cafede yemek yerken arkamdan bir kadın geldi, saçımı çekmeye başladı. Ne oluyor dedim meğer kocası kendisini sarışın bir kadınla aldatmış, tüm sarışın kadınlara saldırıyormuş böyle insanı yerine mıhlayan bir öykü.
Her dört kadından aşkın cellatları ile tanışmış ve bedelini ödemiş kadınlar. Dayanma güçleri bitmiş nerede bitmiş, neden bu hayatlara dokunamamışız bilmiyorum.
Biliyorum böyle çok öykü var. Örneğin Bursa’da Ata Demirer’in son filminde de böylesi bir kadın vardı. Meğer gerçek bir öykü imiş. Yaralarımız var. Kadın olmak bu coğrafyada zor. Klişeleri olan bir coğrafya, Ortadoğu. Amin Maalouf’ın dediği gibi bir toplum işte.
Şimdi bize düşen susmak ve önlerinde saygıyla üzülerek eğilmek.


